top of page

Miray'dan ilk mektup: SORU

BÖLÜM 1: BİLMİYORUM


İLK MEKTUP: SORU


Merhaba,


Bugünden itibaren sana bazı mektuplar göndereceğim. Bu mektupları gönderirken amacım seninle biraz sohbet etmek, gündelik yaşamda işine yarayacağını umduğum bazı paylaşımlarda bulunmak ve bana yardımcı olmuş, kafamı açmış bazı bilgileri ve araçları seninle paylaşmak.


Bugünün konusu BİLMEYEN OLMAK olarak belirdi içimde. Birlikte yeni bir yolculuğa çıkarken “bilmeyen olmak" aracı elbette ilk çantamıza atacaklarımızdan. Sende neler çağrıştırıyor “bilmeyen olmak”?


Bir bak bakalım kendine, çevrene, insan deneyimine. Bayağı bir bilmeye çalışmıyor muyuz her şeyleri? Önceden tahmin etmek, kehanetlerde bulunmak, karakter analizleri yapmak… Boşu boşuna böyle olmadık. Kendimizi güvende hissetmek için, hayatta kalmak için, biraz olsun kontrol hissedebilmek için, e bir de zaman içinde göre göre, duya duya, yapa yapa iyicene alıştığımız için bunca hesaplama, bunca önyargı çıktı ortaya.


Şimdi şöyle yaparsam, şu sonuç ortaya çıkar; şimdi ben bunu dersem o böyle der, ben böyle biriyim, o şöyle biri, karar vermeler, sonuca varmalar derken bazen işin ucunu kaçırıp, kendimizi her şeyini bildiğimiz bir labirentin içine hapsedebiliyoruz. Tabi bunca bilinmezlik, belirsizlik içinde (yani hayatın kendisi oluyor bu) bir şeyleri belirleme ve kontrol etme gücümüz varmış gibi hissettiriyor bu bilme hali. Hazır cevap laflar, otomatik pilotta tepkisel davranışlar, kollamak istediğimiz kırılgan gururumuz… Ne de olsa bilmemek hep utandırmadı mı bizi? Böylece iyice yerleşti senelerdir canciğer kuzu sarması olduğumuz, ızdırap verse de “olsun yine de tanıdık” dediğimiz o cânım duygular…


Ama gerçek bir temas etme var mı desen, bilmem, sanki pek yok. Biz hep eski bildiğimize tutunmuş gidiyoruz bu senaryoda. Amacım bizi biraz daha merakta tutacak bir yol aramak, ki hayatlarımız bildiğimiz bir film olmaktan çıkıp, an be an seçimlerle yarattığımız, etkin olduğumuz bir oyun haline gelsin.


Labirentin içine hapsedebiliyoruz kendimizi demiştik en son, tabi ki bunu istemeyiz öyle değil mi? Dünyada onca güzellik varken ne labirenti! Kafamı kaldırdığımda fark edecek onca başka şey varken, neden ille de hep o aynı ekran ve önüme getirdikleri.


Şimdi bu labirentin duvarlarını patlatabilecek ilk aracımızı tekrar takdim edelim:


BİLMEYEN OLMAK. (alkışlar)


Bu ne işimize yarar bizim peki?

Şimdi biz biliyor gibi yapıyoruz ya gelecekte ne olacağını, o kişinin ne niyetle öyle davrandığını, kafamızdaki o soruların cevaplarını… O zaman ne oluyor peki?


“Bildiğini sanan öğrenemezmiş” oluyor. Biliyoruz. Hah. Koyduk noktayı kapattık konuyu. Bir soru işareti yok o yüzden araştırma, macera başlamadan bitti. Öğrenme desen hak getire. “Ya ben biliyorum şimdi orasının nasıl bir yer olduğunu”, “ben bilirim öyle tipleri", “ben bilirim bu işin sonunu”, “ben biliyorum ya kendimi”! Otur evinde o zaman, ne deneyimi! Biliyorsun, bitti.


Oysa hayvanlar, çocuklar “bilmeyen” mertebesinden yaşarlar hayatlarını. Ve gayet işin oyununda, gayet merakta, gayet keşiftedirler. Bildiğimize karar verdiğimiz anda; araştırmayı, soru sormayı, dinlemeyi, merak etmeyi bırakırız. E heyecan da gitti büsbütün. Düşünsene her şeyi biliyorsun. Bu ne biçim sıkıcı bir dünya. Bir de yargı dağıttık bol bol üstüne. Artık yalnız yalnız otururuz sudoku çözeriz sırça köşkümüzde. O yüzden sen gel, yaşamadan bilemeyeceğin o şeyleri bildiğini sananlardan olma. Sor kendine bu bir farkındalık mı, gerçeği yansıtıyor mu, yoksa bir önyargı mı? Burada içerden bildiklerine, sezgilerine, burnunun aldığı kötü kokulara tamah etme demek istemiyorum. Elbette önemli bunlar. Oraları da araştırmalı iyice, dikkat vermeli, duymalı.. Katman katman derinlikleri var hayatın. Bir kahveyi içerken, o kahveyi o haliyle ilk kez içtiğinin ayırdında olmak diyorum mesela, nasıl olur, tadını ilk kez alıyormuş gibi bir bakmak, mmmm… Öyle eskitip atıyoruz ki her bir teması, bunu biliyorum geç, bunu da geç… Tatlar katmanlı, hayat derinlikli, keşfetmediğimiz çok şey var. Buna merak duysak fena mı olur? Ben bunu diyorum. Gözlerini merakla açmak, uyanık bir dikkatle bakmak, 5 duyuyla açmak kendini hayatın bilinmezliğine, hediyelerine… Nasıl olurdu acaba?


Sen bunu biraz düşün. Azcık içinde dolandır. Bir mektup daha gelecek yakında…


Görüşmek üzere!


328 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Miray'dan şimdi'lik son mektup: ŞÜKRAN

BÖLÜM 3: AKIŞTAYIM ÇOK ŞÜKÜR SON MEKTUP: ŞÜKRAN Merhaba, Bilmeyen olmak, değişime güvenmek, maceraya açılmak, direnme hakkımızı da kendimize vermekten bahsettik şimdiye kadar olan yazılarda! Bu mektup

Miray'dan sekizinci mektup: KONTROL

BÖLÜM 3: AKIŞTAYIM ÇOK ŞÜKÜR SEKİZİNCİ MEKTUP: KONTROL Merhaba, İşte yeni bir gün! Bakalım günün içinde senin için nasıl hediyeler saklı? Umarım bu yazıda da bir hediye bulup alıverirsin kalbine. Bugü

Miray'dan yedinci mektup: DİRENÇ

BÖLÜM2: DEĞİŞİYORUM YEDİNCİ MEKTUP: DİRENÇ Merhaba yenideen, Dirençten bahsedeceğimi söylemiştim. Bilmem merak etmiş miydin, aklının bir köşesinde kalmış mıydı? İşte şimdi geldi zamanı dirence bakmanı

bottom of page